Yabancılaşma, dışarıda bırakılma, ait olmama veya çevrenizle ilişkili olarak kendinizi anlamama hissidir. Yabancılaşma hakkında birçok şekilde konuşulabilir. Psikolojide, araştırmacılar yabancılaşma hakkında insanların sosyal gruplarına ne kadar iyi ya da kötü uyum sağladıkları açısından konuşurlar. Bu, insanların bir okulda veya işyerinde akranlarıyla ne kadar iyi ilişki kurduklarını ve çevrelerindekilere ne kadar bağlı hissettiklerini içerebilir.
Sosyolojide yabancılaşma daha karmaşık ve zor bir fikirdir. Yabancılaşma, insanların kendilerini tüm toplumlarıyla ilişkili olarak nasıl anladıklarıdır. Bunun iyi bir örneği, insanların çalışırken ve bir iş yaparken kendilerini nasıl düşündükleridir. Karl Marx bu konu hakkında yazmıştır. Bu tür bir yabancılaşma, insanlar ilgilenmedikleri ya da sıkıcı buldukları işleri yaptıklarında ortaya çıkar. Bununla birlikte, neredeyse tüm toplumlarda bazı insanlar para kazanmaları gerektiği için sevmedikleri işleri yapmak zorunda kalabilirler. Bu bir tür yabancılaşma olarak görülebilir çünkü bir kişinin gerçek duyguları ile eylemleri birbirinden ayrı ve ilgisizdir. Öte yandan, bir kişi sevdiği bir işi yaparsa kendini güçlü ve bağlı hissedebilir. Güçlenme ve bağlanma hissi yabancılaşmanın tam tersidir.
Yabancılaşma, Sartre ve Camus'nün varoluşçuluğunda da kilit bir unsurdur. Bu fikirler arasındaki bağlantı Colin Wilson'ın The Outsider (1956) adlı eserinin temasıdır. Anomi de bununla bağlantılı bir başka fikirdir.