Marksist ekonomi, Filozof Karl Marx'ın ekonomik teorilerine dayanmaktadır. Marx'ın teorileri kapitalizm altında üretim ve mübadelenin "hareket yasalarını" açıklar. Bu teori, o dönemde yaygın olan orta sınıf ekonomi teorilerine karşı çıkmak için kullanılmıştır. Marx bunun işçi sınıfının (proletarya) kapitalizmi yıkmak ve yerine sosyalizmi, ardından da komünizmi getirmek için kullanacağı bir araç olmasını istemiştir. Marx'a göre sosyalizm, devletin ortadan kalkmasına doğru atılmış bir adım olacak, komünizm ise mal ve hizmetlerin "herkese ihtiyacına göre, herkesten yeteneğine göre" dağıtılacağı bir toplum olacaktı.
Marksist, bir metanın değerinin onu üretmek için gereken emek tarafından belirlendiğini söyleyen Emek Değer Teorisini kullanmıştır. Daha spesifik olarak Marx, bir metanın değerini, onu üretmek için gereken toplumsal olarak gerekli emek zamanı, ortalama üretim koşulları altında belirli bir metayı üretmek için gereken ortalama (tüm toplum genelinde alınan) zaman olarak tanımlamıştır. Buradan, [işçi sınıfının] toplumun tüm üyeleri tarafından tüketilen tüm [değerin] (servetin) üretiminden sorumlu olduğu sonucu çıkar.
Marx, üretim araçlarını kontrol eden kapitalist sınıfı (burjuvazi) sülük gibi ve gereksiz olarak görmüştür; toplumun insan ihtiyaçlarını karşılamak ve kendini yeniden üretmek için tüketmesi gereken malların üretimi için gerekli değildirler. Marx daha ziyade kapitalist sınıfı, işçi sınıfını sömürerek kendisi için zenginlik elde eden bir sınıf olarak görmüştür. Marx, kapitalizmde ücretlerin işçilerin belirli bir zaman diliminde yarattıkları değere göre değil, emek güçlerinin (çalışma kabiliyetlerinin) maliyetine göre belirlendiğini savunmuştur. Emek gücünün maliyetinin, işçileri korumak ve yeniden üretmek için gerekli olan mal ve hizmetlerin (gıda, giyim, barınma, çocuk bakımı, eğitim vb.) maliyeti tarafından belirlendiğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla, kapitalistler işçilere yarattıkları değer için ödeme yapmazlar: Artı değeri, yani bir işçinin yarattığı değer ile emek gücünün maliyeti (ücretleri) arasındaki farkı işçi sınıfından alırlar. Başka bir deyişle, artı değer, Marx'ın sömürü olarak adlandırdığı, işçi sınıfı tarafından kapitalist sınıf için yerine getirilen karşılıksız emektir.
Marx, kapitalist sınıfın işçi sınıfını sömürerek zenginleşmesi nedeniyle, iki sınıfın ekonomik çıkarlarının karşıt ve dolayısıyla uyumsuz olduğunu savunmuştur. Kapitalistlerin mülksüzleştirilmesini ve üretim araçlarının kontrolünün işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesini, sınıflı toplumun sonunu getireceği, kapitalizmin doğasında var olan çelişkileri ortadan kaldıracağı (iki ana sınıf olan burjuvazi ve proletaryanın antagonizmasının bir sonucu) ve birçok alanda insani gelişimin kapsamını niteliksel olarak artıracağı için tarihsel olarak ilerici olarak görmüştür.