Kolektivizm, grubun refahının çok yüksek bir önceliğe sahip olduğu bir dizi fikir ve değerdir.

Alman sosyolog Ferdinand Tönnies, Gemeinschaft (cemaat) ve Gesellschaft (toplum) terimlerini kullanarak erken bir kolektivizm ve bireycilik modeli tanımlamıştır. Komünalizmin ön planda tutulduğu Gemeinschaft ilişkilerinin küçük, kırsal köy topluluklarının karakteristik özelliği olduğu düşünülüyordu. Bir antropolog olan Redfield (1941), halk toplumu ile kent toplumunu karşılaştıran çalışmasında bu kavramı yinelemiştir.

Max Weber (1930), insanlar arasında hiyerarşik ve birbirine bağlı ilişkileri destekleyen Katoliklere kıyasla Protestanların daha bireyci ve kendine güvenen kişiler olduğuna inanarak kolektivizm ve bireyciliği din merceğinden karşılaştırmıştır. Hofstede (1980), kolektivizm ve bireycilik boyutunda karşılaştırmalar yapan kültürler arası araştırma çağını başlatmada oldukça etkili olmuştur. Hofstede kolektivizm ve bireyciliği tek bir sürekliliğin parçası olarak kavramsallaştırmış ve her bir kültürel yapının karşıt bir kutbu temsil ettiğini belirtmiştir. Yazar, yüksek derecede kolektivizmi benimseyen bireyleri, sosyal bağlamlarına gömülü ve bireysel hedefler yerine toplumsal hedeflere öncelik veren kişiler olarak nitelendirmiştir.